Bilgi paylaşmak içindir…Tanrı interneti korusun!
Denemeler
İç Sesle Yatak Sohbetleri
22 May
“Doğru olduğuna inan da ne istersen yap!” dedi içimdeki ses. Peki doğru olduğunu nereden anlayacağım? Önce doğru olduğunu kanıtlamam gerekir. Yapmadan da bunu kanıtlayamam! O vakit iç sesim saçmalıyor, deliriyorum galiba. More >
Ayrılıklar Hep Aynı
13 May
“Seni asla bırakmayacağım, sen beni bırakana kadar…” diyordun, benimse içimden buna inanmak gelmiyordu. Bir paradoks gibiydi bu söylediğin. Bir “Asla” ve bir “Koşul” aynı cümlede. Ayrıca beni bırakmayıp da, beni sevmeyi bırakacağını nereden bilebilirdim ki? Bu cümleyi benden de beklediğini biliyordum ama bu tek kişilik bir düşünceydi. Bu düşüncede ben sadece bir koşuldum. Herkes koşulları gözden geçirir ve sonuçta ya kendini kandırır ya da gerekenleri yapar. Ama sadece gerçekler iyileştirir. Bir yerde aşkın bir tür hastalık olduğunu okumuştum. Eğer aşk bir kendini kandırma haliyse bu çok mantıklı geliyor şimdi.
More >
Olasılıksız
24 Şub
Tamam kabul ediyorum başlık biraz çakma oldu ama. Benim yazacağım konu için de gayet güzel bir başlık olduğunu göreceksiniz. Öncelikle bir ülkenin “olasılıksız” olabileceğini iddea ediyorum. Bunun sebebi olarak da tahmin ile olasılığın birbirine karıştırılmasını göstereceğim. Tahmin yürütmekle sorumlu kurum ve kişiler bu tahminlerinde son decere başarısız olunca, insanlar tahmin ve olasılığı karıştırarak olasılık kavramını harcamaktadır.
More >
Çekim Yasası (Secret) Üzerine
30 Oca
Çekim yasası doğru mudur, yanlış mıdır? Bu soru uzun zamandır tartışılıyor. Ancak bu şekilde iyi tasarlanmış bir düşünceyi ya hendek ya deve şeklinde değerlendirmek büyük haksızlık olur. Bir de anlaşılmasının güç olduğunu hesaba katarsak, yapılan yorumların doğruluk yüzdesi hayli düşük olacaktır. Ben düşünce gücüne inananlardanım. Hani şu kaşığı çatalı eğebilen zihniyet var ya teoride ondan bahsediyorum gibi durabilir. Ama ben daha güncel ve bilindik şeylerden bahsedeceğim. Kaşığın eğilemiyeceğini söylemiyorum. Tıpkı “ışık hızına asla çıkamayız” da demiyeceğim gibi. Çünkü imkansız şeylerden bahsetmek basit, kolay ve zaman kaybıdır.
More >
Meçhul Kadın
28 Oca
bir şehrin karanlık sokaklarında bir çok binalar arasında
yarı çıplak haldeydi
üzerine düşen yağmur taneleri artık ıslatmıyordu kurumus tenini
çatlak ayaklarındaki nasırların asvalta vururken çıkardığı ses
ıssız sokağı çınlatan tek sesti
zorlukla hareket ettiği elleri paçavraları tutuyordu sıkaca
tek amacı vardı yağmurdan kaçmaktan ve sığınmaktan başka
paçavralara sarılı şeyi yağmurdan korumak için
More >
Mevlananın Şem’e Yakarışı: Etme!
9 Ara
Riivayete göre,
Mevlana ve Şems’in yolları kesiştikten sonra günler ve geceler boyu süren ilahi sohbetlere dalarlar. ikisi birlikte köşeye çekilerek tüm vakitlerini bu sohbetlere adarlar. mevlana otuz sekiz, şems altmış yaşındadır. haklarında dedikodular başlar. bugün bile aralarındaki ilişki bu denli güçlü bir ilahi aşk mıdır yoksa gay midir bu ikisi diye süregelen tartışmalar, o zamanlarda da şiddetiyle vuk-u bulur, şems dayanamaz, konya’yı terk eder ve şam’a yerleşir. bir yıl sonra şems, mevlana’nın mektubuna karşılık vererek konya’ya geri döner. mevlana havalara uçar, yüzü tekrar gülmeye başlamıştır. günlerce süren sohbetler ve akabinde dedikodular tekrar başlar. şems ortadan kaybolur ve onu bir daha da gören olmaz.
mevlana üzüntüsünden kahrolur, şems’i aramak için iki kez şam’a gider. bulamaz. şems’i bulma umutlarını yitiren mevlana, onun fiziksel varlığından ya da yokluğundan vazgeçer ve manen şems ile, hayaliyle yaşamaya başlar.
şems, mevlana’yı ve konya’yı terk etmeye karar verdiği zaman mevlana ona “etme” diye yalvarır:
bugüne kadar okuduğum en güzel şeylerden biridir bu yakarış.
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme
başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun, etme
sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme
çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme
ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun, etme
ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme
sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme
bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme
ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme
şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme
bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun, etme
harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme
isyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
mevlana – 1247
Not:
Hüsnü ŞENLENDİRİCİ – İsmail TUNÇBİLEK – Yılmaz ERDOĞAN bunu seslendirmişler
Güzel olmuş..
Yular Davası
9 Ara
Kadın : Tatlım o kravatı takmak zorunda mısın?
Adam : Neden ki? Gömleğime çok uyuyor.
Kadın : Bir kere o kravat senin yüzüne hiç.gitmiyor.
Adam : Saçmalıyorsun hayatım! Maskemi bu yüzüme gitsin. Gömleğin üzerine aksesuar işte.
Kadın : Dolapda 30 tane daha aksesuar var. Neden onlardan sana geçen doğum gününde aldığımı takmıyorsun canım?
Adam : Anladım ben senin derdini. Bunu bana Meltem almıştı, sen ona bozuluyorsun.
Kadın : Hiç alakası yok! Ama o kadından halen adıyla ve aileden birisiymiş gibi bahsediyorsan ya onunla alakası var işte.
Adam : Hayatım biz onunla 4 yıl birlikte olduk. Hatta nişanlandık, ayrıldık. Ona nasıl senin gibi “o” kadın derim.
Kadın : O halde, gerçi beslenmeye pek ihtiyacı yok ama, eve getirde besleyelim bari!
Adam : Kabalaşma lütfen. Halen Meltem’i kıskanıyorsun ve bu çok saçma!
Kadın : Kıskanmıyorum! Ayrıca yular gibi kravat alan birisini nasıl kıskanabilirim ki?
Adam : Sen bana at diyemezsin!
Kadın : Sen o kadın için “at gibi” diyebiliyorsun ama. Beraber at olmak hoşuna gider diye düşündüm.
Adam : Ne zaman söyledim!?
Kadın : Ömer’in geçen seneki partisinde, iki kadeh şarap içtikten sonra söyledin. Hemde benim, annenin ve o kadının yanında söyledin. Sonrasında o at gibi kadının bana yetim tay gibi bakışını hiç unutamıyorum. Annenin attığı iğrenç bakış da tuz biber oldu. O gün de bu kendini kravat sanan yuları takmıştın. Bana güzel seyler anımsatmıyor.
Adam : Bak yine at dedin! Ayrıca ben böyle bir şey hatırlamıyorum.
Kadın : Keşke ben de hatırlamasaydım. Ama ben iki kadeh şarap içince kendimi kaybetmiyorum.
Adam : Bu olayı fazla büyültmüyor musun? Altı üztü bir kravat işte. Daha flört ederken, eski sevgililerimden aldığım şeyleri ayrılınca aide etmediğimi söylemiştim. İşe yarayanları kullanır, işe yaramayanları çöpe atarım.
Kadın : Çok iğrençsin ve duygusuz!
Adam : Bir keresinde Derya’nın aldığı bir hırkayı geri vermiştim. Yaklaşık üç ay sonra Derya ile sarmaş dolaş bir adamın sırtında gördüm. Bana buradaki duyguyu tarif edebilir misin?
Kadın : O geceleri giydiğin kırmızı hırka değil mi?
Adam : Hayır onu Bahtışen almıştı. Hani sizin bölümden, bir alt sınıftaydı.
Kadın : Tamam sorumu geri aldım! Bütün bölümle çıkmış bir adama soru sorunca, eski sevgililer diploma töreni yapmak zorunda kalıyor.
Adam : Canım ben sana çıkmaya başladığımız ilk ayda bütün eski sevgililerimi anlatmadım mı? Sen de bana “Çok dürüstsün! Bu huyunu çok seviyorum” demedin mi?
Kadın : O zamanlar sana aşıktım. Senin ne kadar iğrenç bir zampara olduğunu göremedim. Şimdi lütfen şu yuları çıkacak mısın?
Adam : Hem bana hakaret edip! Hem de hiç bir şey olmamış gibi isteklerini yaptıramazsin. Hem ben senin üzerindeki masa örtüsünden bozma eteğine bir şey diyor muyum?
Kadın : Diyemezsin! Çünkü onu senin annen aldı. O zamandan zevksizlik konusunda annene çektiğini nasıl da fark edemedim. Annene inat beni seçince seni adam sandım, özür dilerim.
Adam : Bu adam(sız)la evli olduğunu unutma! Terbiyesizliğin lüzumu yok! Hem niye giyiyorsun o zaman?
Kadın : Çünkü orda annende olacak ve giymezsem gece boyu bu masa örtüsünü soracak. Bir partide, hem seni hem anneni bir de üstüne eski sevgililerini çekmek hiç de kolay iş değil hak verirsen.
Adam : Hayır efendim! Vermiyorum! Hiç bir sey vermiyorum. Bu yul… kravatı da çıkartmıyorum.Hadi çıkalım artık! Sayende belki partinin sonuna yetişiriz.
Kadın : Oraya o kadının da geleceğini bilmiyorum saniyorsun değil mi? Onun için o yuları çıkartmıyorsun. Sen bu boyla o kadınla nasıl çıkmayı başardın onu da anlamıyorum. Öpmek için tırmanma şeridine geçmen gerekiyordu kesin!
Adam : Çok komik! Sen bu kıskançlık olayını iyece abarttın. Hastasın sen! Hem ben onu öpmem, onu beni öperdi hep. Sen bunun nasıl yapıldığını unutmuş olmalısın. Tarif edeyim istersen?
Kadın : Nankör! Artık oraya tek başına gideceksin. Çünkü ben gelmiyorum!
Adam: Bağırmadan konuş benimle!
Kadın : Mümkünse hiç konuşmasam! Hatta bir daha konuşmasak! Sen ve yuların tırmanma şeridine geçip anca gidersiniz.
Adam : Sen zaten Meltem’i düğünümüzden beri kıskanırsın. Ayakkabının altına imza atmasın diye topallama numarası yaptığını, çiçeği ona atmamak için müzisyenlerin kafsına attığını bilmiyor muyum! Annem de hep Meltem’i çok severdi.
Kadın : Annen hep kendisi gibi göğüsleri dizine çarpan kadınlardan hoşlanırdı zaten.
Adam : Bunları sana “konturplak” dedi diye söylüyorsun. Halen onun kinini duyuyorsun ve şimdi Meltem’e saldırıyorsun.
Kadın : Annen de senin gibi ağzıyla konuşmayı bilmiyor ama onun asıl derdi bir torun sahibi olamamak. Büyük memeli kadınların kendisi gibi doğurgan olduğunu sanıyor. Beni her gördüğünde memelerini sallayarak, “Ben beş tane aslan gibi erkek evlat doğurdum” der durur. Ama şimdi yular takıp ahır partilerine gidiyorlar.
Adam : Sen haddini aştın artık!
Kadın : Hayır! Daha aşmadım. Annen bilmiyor ki senin ki halen annenin seni yıkadığı konumda. Onunla değil çocuk, bir orgazım yaşamak bile çok zor.
Adam : İşte bu kadarı da çok fazla! Senin gibi sıfırın altında seyir eden bir hatunla sevişmek kolaymı! Soğuktan büzüşüyor garibim!
Kadın : Cehenneme kadar yolun var!
Adam : Ben şimdi partiye gidiyorum! Seninle orda sonra buluşuruz, cehennemde!
Kadın : Yalnız Meltem’e söyle; bir adama yular takınca at gibi olmuyor yatakda!
Batur ORKUN
Nisan 2006
Donumu kaybettim, hükümsüzdür!
9 Ara
Usulca kalktım yataktan. Onu uyandırmamaya aşırı özen gösteriyordum. Ama her ihtimale karşı da bir yalan bulmak için çalıştırıyordum beynimi. Bütün gece bedenine bana sunmuş bu kadını bırakıp gidecektim sabahın ilk ışıklarıyla. Bunun için duyduğum vicdan azabını dindirsem bile ona mantıklı bir sebep sunmalıydım. Pazar sabahı nasıl bir işim çıkabilirdi. Normal koşullarda hemen bir yalan bulabilirdim ama vicdan azabının beynimde yarattığı tahribat işimi zorlaştırıyordu. Hayli gergin odanın içinde dolanıp duruyor ama düşünemiyordum. Odanın içerisinde dolanma sebebimi algıladığımda panikleme seviyesine gelmiştim. Donum yoktu! Yerlere ve yatağın altına baktım sonra yorganı hafifçe araladım. Bir anda mırıldanarak diğer tarafa döndü. Uyandığını sandım ama sadece uykuda sayıklıyordu. Anladığım kadarıyla “sarıl bana” demişti. Bu dönüş sonucu çıplak vücudunun yarısı yorganın dışına çıkmıştı. Ne kadar güzel bir vücudu vardı. En az o kadar da seksi. İnsanı yatağa çağıran bir koku salgılıyordu vücudu. Ama benim aklım halen donumdaydı. Belki bir daha bu vücuda dokunamayacaktım bile ama buna üzülemiyordum şu anda. Yarın buna bin pişman olacağımı bilerek donumu aramaya devam ettim.
Aklım ve duygularım o kadar karışıktı ki. Birbirlerini alt etmek için yarışıyorlardı ve olan yüreğime oluyordu. Aslında böyle bir duruma ilk defa düşmüyordum. Defalarca benzer durumlar ve çelişkilerde kalmıştım. Ama bu sefer tek fark donumu bulamamış olmamdı. Bir de içimde tarifsiz bir isyanım vardı. Neden beni çok seven ve kendisini koşulsuzca sunan bu kadına aşık olamamıştım. Aşık olunası çırılçıplak bir kadın yanımda yatıyordu ve benim tek derdim donumdu. Bunu düşündükçe isyanım daha da büyüdü.
Küçücük odanın içerisinde bütün deliklere bakmıştım ve yoktu. Aslında batıl inançlarım yoktur ama bu bir işaret mi yoksa diye de düşündüm. Ama işaretse neden sabahın sekizinde gitmek derdine düştüm. “Tanrım ne olur yardım et” demekten kendimi alamadım. Bir haftadır planladığım bir gecenin sabahında düştüğüm bu durum içler acısıydı. Ben bunları düşünürken yarım saatten fazla zaman geçmişti. Ama ben henüz ne bir yalan, ne de donumu bulabilmiştim. Belkide kalmalıyım diye geçirdim içimden. Ama nasıl bakacaktım onun yüzüne. Gece yaptıklarımın sadece bir kısmını hatırlayabiliyorum. Neler söylediklerim konusun da ise hiçbir fikrim yok. Hem dün gece bu yataktaki şahıs da ben değildim zaten. Benim 5 bardak vodka, bir şise şarap ve üzerine bir bardak birayla cila çekmiş halimdi. Eminim bu sabah da benden dün geceki samimiyeti bekler. Ama ben bir aşk harebesiyim. Sadece içtiğim zaman geçici bir resterasyon geçiriyorum. Sonra sabah yine yıkık-dökük kalkıyorum yattığım yerden.
Teomanın bir şarkısı geliyor aklıma, “Her zaman kolay değil, sevmeden sevişmek” dediği. Bir ekleme yapmak lazım bence şarkıya, “Hadi diyelim seviştin.Seviştikten sonrası hiç kolay değil” şeklinde. Bu duygu erkek çocuklarının mastırbasyon yaptıktan sonra hissettiği pişmanlık duygusuna benziyor. Zaten hissin çıkış sebebi de aynı. Biz erkekler çocuğumuz yerine koyduğumuz sperlerimizi boşa harcamayı kabullenemiyoruz. Çocukken kanalizasyona, büyüyünce pazar çantası gibi küçük poşetlere. İki duygu arasındaki tek fark; büyüyünce işlerin içinden çıkılması biraz daha zor hale gelmesi. Örneğin donunuzu kaybetmiyorsunuz. Biliyorsunuz ki kirli sepetinde. Don diyince aklıma geldi. Donumu aramak yerine, neler düşünüyorum şu anda. Bu da benim en iyi bildiğim kaçış yolu. Düşünmek istemediğin şeyler için konunun felfesini yaparsın sonra da sıkılır ve bir daha düşünmezsin.
Usulca tekrar kaktım yataktan. Tek yapabileceğim baktığım yerlere yeniden bakmaktı. Odanın her yerini ezberlemiştim ama abuk-subuk şeyler düşünmemek için tekrar bakıyordum. Tekrar son umudum ve en tehlikeli yere bakmaya geldi. Yorganın altına hafifden sızdım. Tam o anda “aşkım sarıl bana” dediğini duydum ve elini sırtımda hissettim. Sıcacık, red edilemeyecek kadar çaresiz elleri beni sarmak istiyordu. Ona doğru yanaşarak beline sarıldım. Halen uyuyordu ve sanırım rüya görüyordu. Büyük bir ihtimalle de rüyasında sarıldığı aşkı ben değildim. Bunu bilmek beni biraz bozmuştu. Ama bozulmaya hakkım olmadığı ortadaydı.
Bu körler ve sağırlar partisinde ortada olmayan tek şey benim mahçup donumdu. Ama artık aramak da istemiyordum. Hem bulsam ne olacaktı ki? Yavaşça sarıldım gecelik aşkıma. Sonra o kendi rüyalarını, ben kendi rüyalarımı görerek tenlemiz buluştu. Dört saat kadar uyumuşuz ve yanı başımdaki bir gülme sesiyle uyandım. Bana bakarak katıla katıla gülüyordu. İçimden; işte erkenden gitmezsen, gülünecek durumlara düşersin diye geçirdim. Yine de beklediğim bu sıcak günaydın beni şaşırtmıştı. Niye güldüğüne dair ıslarlı sorularımdan sonra, “o halen senin kafanda mı?” diyebildi. Elimi saçlarıma götürdüğümde kafama bandana gibi bir şey bağladığımı anladım. Fakat bandana olmadığını anlamak cok zaman olmadı. Evet donumu nihayet bulmuştum. Ama bu eyleme bulma adı pek yakışmamıştı. Ben yine her zaman söylediğim şeyi söyleyeyim.
Donumu kaybettim, hükümsüzdür!
batur
Mayıs, 2006
Çatışma
9 Ara
Bir cumartesi daha gece yarısı şaraba dayanmışım, hafiften çakır keyifim. Bir yandan da bilgisayarım kucağımda yazıyorum. İçimde tarifsiz bir sıkıntı var ve midemi ağrıtıyor. Ama akşam yemeğine bağlıyorum. Saat iki otuz, dikildi karşıma. Ben önce görmezlikten geldim. Daha hızlı asıldım yazmaya. Biraz daha bastırsam parmaklarım klavyeden içeri geçecekti. Bir yarım saat kadar o da bir şey söylemeden oturdu karşımda. Sonraki yarım saat gider diye bekledim. Ama yerinden bile kıpırdamadı. Sonunda dayanamayan yine ben oldum ve “Saat üç otuz! Neden artık gitmiyorsun!?” diye bağırdım. Hem bende birazdan yatacağım zaten. Uyku dediğin yarı ölüm değil mi? Kimseye ihtiyacım olmayacak. Kafasını yavaşça sallayarak “yat o zaman” dedi. Ama uykumun olmadığını çok iyi biliyordu. İşin kötüsü benim hakkımda çok şey biliyordu ve ona yalan söylemem imkansızdı. “Tamam gitme!” dedim. Bugün konuşup bu olayı bitirelim. Başını yine yavaşça sallayarak “tamam” dedi ve devam etti:
Beni çok ihmal ediyorsun ve beni sadece işin düştüğünde çağırıyorsun. Bugün sen çağırmadan geldim. Çünkü nasılsa sonunda beni çağıracaksın.
Seni sevmiyorum! Ama deniyorum. Elimden geleni yapacağım. Sadece biraz daha zaman vermelisin.
Her defasında zaman istiyorsun ve her zamanın sonunda yeni bir şans. Ama bu kadar zaman lüksün yok senin. Bunu sende iyi biliyorsun.
Yıların geçtiğinin ben de farkındayım ama bu yılları seninle paylaşamam. Paylaşsam zaten sen olmazsın. Ne olur git ve bir daha gelme! Seni sevemiyorum ve sevmem mümkün değil. Git ve beni bana bırak!
İşte yine hep yanıldığın noktaya geldik. Ben neden buradayım sanıyorsun? Seni içinde bulunduğun çıkmadan ve acizlikten kurtarmak için. En önemlisi de seni sana bırakmak için.
Yine kafamı karıştırıyorsun! Sen böyle karşımda durdukça sağlıklı düşünemiyorum. Demlemiş bilgilerimi hayatıma aktaramıyorum. Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum. Ben aciz bir insan mıyım?
Buna halen sorman bile bir acizlik göstergesi. Artık bunu kabullenip savaşmalısın. Senin ne geçmişe dönecek kadar ucuz bir gururun, ne de yeni bir gelecek kuracak kadar cesaretin var. İnsanların çoğu gibisin: Gururlu ama korkak! Şimdi ben gideceğim ve sen ilk telefon görüşmesinin ardından yine yalvarmaya başlayacaksın. Şunun asla farkına varamadın: Kalabalıklar içerisindeyken bile ben varım yanında. Sevgilin olduğunda ve hatta aşık olduğunda yine bana ihtiyaç duyacaksın. Bensiz mutsuz olduğunun farkında değil misin? Bunu anlamak için daha ne kadar üzülmen gerekecek?
Haklısın! Ama sen benim için hep üzüntünün adresi oldun. Ben arkadaş olmak yerine, seninle savaştım. Acizliğimin son sınırında andım adını. Anarken titredi sesim, kekeledim, tereddüt ettim. Senden uzak durdum ve sen benim hep eksik yanım oldun. Aslında seni o kadar çok özledim ki…”Yalnızlığım benim!”
batur
5.4.2005
Son Yorumlar