Özgür Ruh

İnsanları sınırlandıran gerçekler değil, gerçek olduğuna inandıklarıdır. İnanmak bazen insanı sınırlar, bazen de özgür kılar. Bu inanç şeklinizle alakalı bir seçim değildir, neye inandığınızla ilgilidir.

Olabildiğince özgür olmak için tek şart kendine inanmaktır. Kendine inanmayan bir insan bir kabın içerisinde yaşıyor gibidir. İnançlarıyla sınırlı bir kap. Dışa bağımlı her inanç insanı sınırlar. Buna en büyük örnek din’dir. Çünkü inanç mekanizması genel olarak yasaklar üzerine kuruludur. Bunu da en çok din’lerde görebilirsiniz. Bırakın dini inançları, bir arkadaşınıza bir konuda inanmak bile sizi o konudan uzaklaştırır. Hayatınızı inanmak üzerine değil de keşfetmek üzerine kurmalısınız.

İnanmak sadece zihinde olan bir fikir değil, fikrin zihne sahip olmasıdır. Oysa fikri yaratan zihin olmalıydı özgür bir bedende. İnanç sistemi zihinde tahribata yol açar. Beynimizi bir bilgisayar diski gibi düşünürsek, o sektörü artık kullanmazsınız. Fikir artık sorgulanmaz olmuştur. Fikre tam olarak inandığınız da o fikri artık tabulaştırmış olursunuz. Bu da zihinde ölü sektör oluşturmaya eş değerdir. Bu sektörlerin sayısı arttıkça beyninizde daha az kullanılabilir alan kalır ve daha az kullanmaya ihtiyaç duyarsınız.

Eğer inançlarınızı değiştirmezseniz, hayatınız sürekli şimdi olduğu gibi kalır. Hayatınızda birisini seversiniz ve ona inanırsınız. Sevginizi sınırlarsınız. Sonsuz olan aşkı sevgiyi bile bir insanla sınırlarsınız. Tuhaf olan da bundan zevk alırsınız. Bu aslında birisine ait olmak duygusudur. Birisini sevmek, ona inanmak değildir aslında. Sevgisine inanmaktır. Somut olana inanmak diye bir şey yoktur. Sevgili somuttur. Sevgisi ise soyut. Soyut olan sevgisine inanırsınız sevgilinin. Çünkü sizi mutlu eder sevilmek. Güvende hissettirir. Sevgili çekip gittiğinde, somut olanla beraber soyut olan sevgi de gider. Genelde çok üzülürsünüz. Üzüntün sebebi inanç sisteminizin yıkılmasıdır. İnanç sisteminiz soyut olan sevgiden ibaret olduğuna göre sizi üzen sevgisizliktir. Çünkü sevgisiz yaşayamayacağınıza inanıyorsunuzdur. Sevgisiz yaşanır mı? Elbette yaşanır. Ama önce buna inanmalısınız. Buna inandığınız zaman da artık sevemezsiniz. Sevgi kadar güzel bir duyguyu silersiniz hayatınızdan.

Bilinmeyenler konu bahis olduğunda sevgi ve korku birbirine karışır. Yarın yeni bir gündür, severiz ama korkarız da yarından. Bilinmeyen korkutur insanoğlunu. Bunun en uçtaki örneği; tanrı sevgisidir. Hem tanrı hem de sevginiz soyuttur. Tanrının sizi yarattığına inanmak, sizi sevdiğini bilmek, size mutluluk verir. Karşılıksız bir sevgi gibi gözükse de aslında beklentileriniz ve korkularınız vardır. İnanç sisteminin temelinde beklentiler vardır. Çünkü beklentinizin olmadığı bir şeye inanmazsınız. Tıpkı almadan vermek gibi. Ama bütün din kitaplarında yazdığı gibi almadan vermek tanrıya özgüdür. Sevgiyi korkuya dönüştüren şey beklentilerdir. Bu kısır döngüde ne sevgiler yaşarsınız ki korkularınız olur. Ne korkular yaşarsınız ki aslında sevgi aldanışlarıdır.

Seçim sizin. Neye inandığınıza dikkat edin. Neyi sürekli duyarsanız ona inanmaya başlarsınız. Duyduğunuz kadar inanırsınız. Özgür bir ruh olmak için en çok kendinizi dinlemeli ve kendinize inanmalısınız. Sadece özgür bir akıl sevginin ne olduğunu bilebilir. Sadece özgür bir ruh huzurun ne olduğunu bilebilir. Sadece özgür bir insan kendi dünyasını bilebilir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*